|
GazeteNet Makale |
| |
|
|
Prof. Dr. K. Suha AYDIN
Mersin Üniversitesi Rektörü
GURUR KAYNAĞIMIZ OLACAKSINIZ...
Üniversitemizin 2008-2009 Eğitim-Öğretim Yılında Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
1992 yılında kurulan ve kısa sürede önemli gelişme
gösteren Mersin Üniversitesi, çağdaş eğitim veren saygın üniversitelerimizden biri durumuna gelmiştir.
Devamı için tıklayınız... |
| |
| |

|
Yrd. Doç. Dr.
Nurdan AKINER |
|
"ELLERİNİN HAMURUYLA"
KAHRAMANLIK DESTANI Kastamonu'daki köyünden büyük bir kararlılıkla ayrılırken, yanında kurtuluşa adanmış mangal gibi bir yürek, arkasında anne ve babasının sözleri vardı: “kızım gitme, gitme”... Bu sözleri bir kez
daha duyacak ve yine dinlemeyecekti.
Devamı için tıklayınız... |
| |
|
Sizden Gelenler |
| |

|
Doç. Dr.
Tuğba YANPAR YELKEN |
|
ERASMUS VE ARİON İZLENİMLERİM ... |
Erasmus ve Arion bursları ile 28 Ekim-3 Aralık tarihleri arasında yurt dışına gittim. Erasmus ile Danimarka-Holbaek ve Almanya-Hildesheim'de bulundum. Arion bursu ile de Finlandiya'nın Kokkola şehrine gittim. İşte izlenimlerim...
Devamı için tıklayınız... |
| |
| |
| |
| |
 |
| |
 |
| |
|
| MakaleNet |
| |
 |
Prof. E. Berika İPEKBAYRAK
Mersin Üniversitesi Rektör Yardımcısı |
| |
HER HEYKELİN BİR ÖYKÜSÜ VARDIR...
|
Harplar, savaşlar, tüketim, üretim derken 21. asıra geldik. Ülkelerin sınırları belirlendi, üretim de tüketim de arttı ama savaşlar bitmedi ancak farklı bir boyut kazandı. İnsanlar ekolojik değerler, teknolojik, ekonomik koşullar için savaşır oldular. Bütün bunların yanında yok olmaya yüz tutan örf ve adetler, sanat ve kültür değerleri ön plana çıktı. Globalleşen dünyada herşey birbirinin içine girerken, kavram kargaşası yaşanırken, sanatın evrensel dili gündeme gelmeye, yaygınlaşmaya başladı. Dünyanın her bir köşesinde festivaller düzenlenerek, sempozyumlar yapılarak sanatçılar bir araya getiriliyor ve böylelikle barış, sevgi, dostluk, hoşgörü çağrıları yapılmaya çalışılıyor.
Kentler; çeşitli din, dil ve ırktan insanların birlikte yaşadıkları ortak alanlar olduğuna göre bu mekanlar hepimizin malıdır. Evimizi nasıl koruyor, kolluyorsak bu ortak alanlar için de aynı düşünceleri beslememiz gerekir. Ataerkil ailelerde evin reisi babaysa, kentin babası da belediye başkanlarıdır. O zaman el birliği ile bu ortamı yaşanır kılmak bizlere düşmektedir. Kent içindeki oksijen kaynağı parklar, bahçeler ile yollar gibi açık alanlar, sinema, tiyatro, alış-veriş merkezleri gibi kapalı mekanlar da insanların kendi özel mekanlarının dışında soluk aldıkları, boş zamanlarını geçirdikleri ortak kullanım yerleridir. Bu yerlerin estetik değerler dikkate alınarak inşa edilmeleri, düzenlenmeleri özellikle büyük kentlerin yoğun temposundan yorulan insanların psikolojik olarak rahatlayabilmeleri açısından çok önemlidir.
Tabii sadece bu alanları düzenlemek yeterli değildir, aynı şekilde korunması da gerekir. Bu koruma da bilinçlenerek mümkündür. Türk toplumunun nedense genlerinde var olan tahripkarlık, vandalizm ancak eğitimle yok edilebilir veya en aza indirgenebilir.
Günümüzde henüz ortaokul öğrencisi “heykel nedir”, “heykeltraş kimdir” i yanıtlayamıyor. Kırsaldan kente göç etmiş ama bir türlü yaşama uyum sağlayamamış 4-5 çocuk babası adam oğlunun; bunlar nedir sorusu üzerine “Allah belalarını versin bunlara izin verenlerin” diye küfrederken, aynı mekanda başörtülü kadınlar, kadın figürü yontulmuş heykelin göğüslerini okşayarak, kendilerince yorumlayıp gülüşüyorlar. Yapılan sanat eserini gereksiz gören, yontulan taşa acıyan, alanda gezerken ayakkabısı toz olduğu için küfreden insanların yanı sıra “ellerinize sağlık ne güzel eserler ortaya çıkarıyorsunuz, bizde katılımcı olabilirmiyiz? “ diyen, hayretle çalışmaları aksatmadan düzenli izleyen, sanatçıların zorlu çalışmalarını izleyip acıyan ve yiyecek getirenler, “taş parçalarından hatıra alabilirmiyiz?” diyenler de var. Belki de iki lokma yemeğe muhtaç, ilkokul eğitimi bile olmayan ama aydın diyeceğimiz bir anne; işsiz badanacı kocasını “dekoratör” olarak tanıtırken, her akşam alana en küçük oğlunu elinden tutup getirerek, sanatçıları tek tek ziyaret edip hatırlarını sorarak, masraflarını bile karşılamamıza izin vermeyip sempozyum alanında sıkma börek yaparak, sempozyum bitiminde de törene tertemiz bayramlık giysilerini giymiş beş çocuğunu ve eşini alarak gelip bizlere verdiği değeri kanıtlamaya çalışıyor.
Ortaokul öğrencisi 2 çocuk her gün alana bisikletleri ile gelip, taşın blok halden heykele dönüşüm sürecini izleyip, yapıtın tamamlandığı gün ellerini iki yana açıp, hayranlık ifade eden bakışları ve yaşından büyük bir eda ile ; “seninle gurur duyuyorum“ deyip ardından; “bitti mi? yapamayacaksın sanmıştım yaa, çok güzel olmuş, eline sağlık” demesi üzerine sanatçı; “bu heykeli sizler için yaptım, beğendiysen senden ricam bu heykelin tahrip edilmesine izin verme” demesi üzerine, çocuk yine ellerini iki yana açıp ; “sen hiç merak etme” yanıtını veriyor. Bu anı bu tür etkinliklerin hiç de lüzumsuz olmadığının göstergesidir.
Vandalist davranışlar sadece bizim ülkemizde yok ama özellikle Avrupa ülkelerinde, kentleşme, şehir plancılığı daha programlanabilir ve uygulanabilir olduğundan, yerleşim alanlarında yeşil alana çok önem verildiğinden, koruma önlemleri daha iyi alındığından ve asıl önemli olan eğitim sisteminde sanat daha çok yer aldığından, gerekliliği vurgulandığından, dolayısıyla da halk bilgilendiğinden, bilinçlendiğinden bizim ki kadar tahripkar değiller diyebiliriz.
Her heykelin bir öyküsü vardır. Cansızdırlar ama konuldukları mekanda can kazanırlar, nefes alırlar, daha doğrusu almaları gerekir. Yanlış yere konulduklarında yok oluverirler birdenbire. Cismen vardır ama ruhunu yitirmiştir. Uzun bir yaratı sancısının sonunda oluşan heykel; aslında onu yapan sanatçının ruhunu taşır, bulunduğu alan onun yaşamasına olanak tanır, aksi taktirde ölür. Aynen uygun ortamın sağlanmadığı bir yere diktiğiniz bitkinin solup ölmesi gibi.
Antik çağlardan itibaren kentli insan, sanat ürünlerini yalnızca kendi iç mekânında seyretmekle yetinmemiştir, onları açık alanlara da taşıyarak dostları ile paylaşmak istemiştir. Eskiden gelen alışkanlık olsa gerek, insanlar dostları ile buluşmak istediklerinde genellikle görkemli bir binayı, bir anıtın süslediği meydanı, bir heykeli adres olarak verirler.
Türkiye'de 1970'li yıllara kadar anıt heykeller dışında kentte heykellerin yer alması düşünülmezken, Cumhuriyet'in 50. yılında, İstanbul'un değişik mekânlarına konulmak üzere 20 adet heykel yaptırılması gündeme gelmiş ve seçilen sanatçılardan, herhangi bir sınırlama olmadan, belirlenen alanlara heykel yapmaları istenmiştir. Bu heykellerden bazıları tahrip edilmiş, Gürdal Duyar'ın yaptığı "Güzel İstanbul" adlı heykel ise, dönemin iktidarınca müstehcen bulunarak konulduğu mekândan kaldırtılmıştır.
1980 yılında Ankara'da Belediye Başkanı Ali Dinçer, kentte oluşturulan yaya bölgelerine heykel koymak üzere girişimde bulunmuştur. Burhan Alkar, Remzi Savaş ve Metin Yurdanur üçer adet heykel yapmışlar, ancak Sakarya'da yaya bölgesine yerleştirilen Burhan Alkar' ın soyut anlayıştaki heykeli konulduğu yerden kaldırılırken figüratif kompozisyonu yerinde bırakılırmıştır.
Daha sonraki yıllarda yavaş yavaş, özellikle Üniversitelerin girişimleri, gayretleri, belediyelerin de kent anlayışlarına bağlı olarak artan sempozyumlar ile anıtlar dışında kentlerde özgün heykellerin mekan düzenlemeleri ile yer almaları önem kazanmıştır.
HEYKEL SEMPOZYUMLARI ile;
Yontu geleneğini sürdürmek, Uluslararası düzeyde sanatçıları bir araya getirerek sanatseverler ile buluşturmak, sanat eğitimi alan öğrencilerin ufuklarını açmak, öğretim elemanlarının Uluslararası düzeyde tanınabilmelerini sağlamak, oluşan eserler ile kentte kapalı alanda “Çağdaş Sanatlar Müzesi”ni, açık alanda “Açıkhava Heykel Parkı”ni oluşturarak gelecek nesillere örnek olabilecek mekanlar yaratmak, heykel ve çevre düzeni ile estetik değeri yüksek alanlar oluşturarak kenti daha keyifle yaşanabilir kılmak, Uluslararası düzeyde kültür ve sanat yoluyla ülkemizi, insanımızı, örf ve adetlerimizi bizzat yaşayarak tanıtmak, var olan kültür mirasımızın korunmasını sağlamak, hedeflenmektedir.
01-30 Nisan- 01-30 Mayıs 2008 tarihleri arasında 2 ayrı bölüm halinde gerçekleştirilen
“6. Uluslararası H.Gezer Taş Heykel Sempozyumu” Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığının desteği ile Üniversitemiz Heykel Bölümü tarafından yürütülmektedir. Bu yıl ki sempozyuma; Arjantin, Almanya, Brezilya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Çin, Fransa, Gürcistan, İngiltere, İspanya, İtalya, Japonya, Kenya, Letonya, Macaristan, Mısır, Portekiz,Türkiye, Ukrayna, Vietnam,Yunanistan, gibi Avrupa, Asya, Afrika ve Amerika Kıtasından toplam 21 ülkeden 42 si yabancı sanatçı olmak üzere 50 sanatçı büyük boyutlu mermer malzeme kullanarak sanat eserlerini gerçekleştirdiler. Böylelikle 2000 yılından buyana yapılan Heykel Sempozyumları ile Mersin kentine yaklaşık 120 sanat eseri kazandırılmış olacak ki Türkiye'de böyle başka bir kent yok.
Umarım bu tür etkinlikler Türkiye'de daha da artarak heykel sanatı önem kazanırken Türkiye'nin Uluslararası düzeyde tanıtımı da kültür ve sanat yoluyla yapılmış olur.
|
| |
|
|
|