Prof. Dr. Hamzaoğlu sağlıkla ilgili olarak ise sağlıklı olabilmenin yalnızca sağlık hizmetine bağlı olmadığını; beslenme, barınma, eğitim, ulaşım, çevre, iş, spor, sosyokültürel etkinlik gibi birçok etmenin varlığına da bağlı olduğunu ifade etti. ‘Sağlık, toplumsal yaşamın bir sonucudur. Bu yüzden insan yaşamının tüm alanlarını kapsar ve ekonomik, siyasi, ideolojik ve bunun gibi süreçler içinde değerlendirilmelidir' diyen Prof. Dr. Hamzaoğlu ‘Üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin bir ürünü olan sağlık, toplumun ürettiği tüm olanaklardan toplumdaki bütün bireylerin eşit yararlanmasıyla sağlanabilir. Oysa günümüzde sağlığa ulaşmada pek çok eşitsizlikler yaşanmaktadır' şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Hamzaoğlu kapitalist üretim ilişkilerinde sağlık hizmetinin sermayenin yatırıldığı yerlerde geliştiğini ve ülkeler ile bölgeler arasındaki sağlık hizmeti örgütlülüğündeki farklılığın temel nedeninin de bu olduğunu belirtti. ‘Genel bütçenin %70'i ücretlerden alınan vergilerle oluşmaktadır, patronların vergi vermediği bir sistem kurumlaştırılmıştır. Pazar ekonomisi gereği, kamunun mal ve hizmet sunumuna son verilmesi savunulmakta, parası olan kişilerin sağlık hizmetinden ve diğer fırsatlardan yararlanabileceği benimsenmektedir' diye konuşan Prof. Dr. Hamzaoğlu ‘Toplam kalite kavramıyla “zarar herkesin, kar patronun” anlayışı yerleşti. Sosyal devlet anlayışı zaman içinde sonlandı, kamusal yarar özelleştirildi, özel zarar kamulaştırıldı. Hak kavramı yaşamımızdan silinmeye çalışılıyor. Özelleştirme, genel sağlık sigortası, aile hekimliği sistemi, performansa göre ücret gibi amaçlarla sağlık hizmetinin piyasaya açılması hedeflenmektedir' dedi ve sağlıkta dönüşümün 24 Ocak kararlarından bu yana süregelen bir süreç olduğunu sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Hamzaoğlu ayrıca, Sağlıkta Dönüşüm gereği Sağlık Bakanlığının bundan böyle kural koyucu olmayı benimsediğini, Sosyal Sigortalar Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasasının geleceksizlik gösterdiğini, Genel Sağlık Sigortası için herkesin gelirine oranlı prim kesileceğini, fakat bunun her tedavi paketini kapsamayacağını ve bazı tedavi hizmetlerini ancak Özel Sigorta yaptıranların alabileceğini, parası olmayanların sağlık hizmetinden yararlanamayacağını dile getirdi ve sigortaların sunduğu paketlerin sağlığın korunmasına değil, hastalıkların tedavisine yönelik olduğunu, prim ödemeyenlerin ise sağlık hizmetinden yararlanamayacağını ifade etti.
Yrd. Doç. Dr. Özlem Özkan ise konuşmasında topluma yeni bir model gibi sunulan aile sağlığı hemşireliğinin, aslında hemşirelikten beklenen işlevlerle aynı olduğunu belirterek aile sağlığı kavramının ortaya atılmasının nedenlerini irdeledi.
Yeni ortaya çıkan bu modellerin yeni liberal ekonomik politikaların bir uzantısı olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Özkan, her şeyden önce sağlık hizmetinin bundan böyle tümüyle paralı bir hizmet olacağını ve dışa bağımlı teknoloji gerektirdiği için küresel sermayeye hizmet ettiğini vurguladı. Özellikle Aile Hekimliği Sistemiyle, hemşire ve ebelerin ücretinin düşeceğini, mesleki kimlik kaybına uğrayacaklarını, bu sistemin üst düzey eğitim gerektiren işlevler için daha az eğitim almış kişilerin istihdamını getireceğini, önceliğin koruyucu değil tedavi edici hizmetlere verileceğini, ekip anlayışının değişeceğini, sağlık göstergelerinin tanınmasının zorlaşacağını, özellikle ebelerin doğum yaptırma görevlerinin performans gerekçesiyle elinden alınacağını, daha çok kayıt ve benzeri görevlere yönlenmek zorunda kalacaklarını ve ebe-hemşire çatışmalarının artacağını dile getirdi. |