|
GazeteNet Makale |
| |
|
|
Prof. Dr. K. Suha AYDIN
Mersin Üniversitesi Rektörü
HOŞGELDİNİZ...
Sevgili öğrencilerim,
Mersin Üniversitesi kurulduğu günden bu yana benimsediği etik değerler ve kaliteli eğitim anlayışıyla toplum nezdinde saygın bir kurum kimliği kazanmış; Türk ve dünya üniversiteleri arasında
kendine seçkin bir yer edinmiştir.
Devamı için tıklayınız... |
| |
| |
| |
 |
| |
 |
| |
|
| Haberler |
| |
| 14. Kültür ve Spor Şenliği Konferans, Panel, Söyleşi ve Dinletileri...
|
| |
| |
| |
Türkiye'de Bitkisel Yemeklik Yağ Sektörü
|
|
| |
Üniversitemizde şenlikler kapsamında GIDASA Lojistik Direktörü Dr. Ahmet Keçeci tarafından “Türkiye'de Bitkisel Yemeklik Yağ Sektörü” konulu konferans verildi.
Mersin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi tarafından düzenlenen konferansta; Türkiye'nin yağ sektörü ile dünya yağ sektörü arasındaki farklar, yenilikler, gelişmeler sayısal değerlere dayandırılarak anlatıldı.
Dr. Ahmet Keçeci “Türkiye bir tarım ülkesi olmasına rağmen yıllık bitkisel yağ tüketiminin %70 ini ithalat ile karşılamaktadır.Son 10 yılda yağlı tohum ekimi dünyada %44 artarken bu oran Türkiye'de %15 oranında kalmıştır. Bu sebeple de Türkiye ihraç etmesi gerekirken yağ sektöründe ithalata yönelmiştir. Günlük hayatta kullandığımız bitkisel yağlar 4 çeşittir. Bunlar Kanola, Soya, Ayçiçek ve Palm yağlarıdır. Bu yağlar vücudumuzun günlük enerji ihtiyacının %30 unu karşılıyoruz. Türkiye de yağ ithalinin ikinci önemli sebebi ise bio dizel yakıtın bitkisel yağlardan elde ediliyor olmasıdır. Bu sebeplerin dışında tarım alanında gerek vergilendirme gerek ise desteklemelerde gereken düzenlemeler yapılmıyor olması çiftçinin bu alandan uzak durmasına doğal olarak ta kendi yağ ihtiyacımızı karşılayamamamıza yol açmaktadır. “ dedi.
Konferans konu ile ilgili olarak öğrencilerin sorularına yer verilmesinin ardından sona erdi. |
| |
| |
| |
Platon'dan Bugüne Epistemoloji
|
|
| |
| Mersin Üniversitesi öğrenci topluluklarından Felsefe Topluluğu'nun davetlisi olarak bir konferans veren Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Cevizci Platon'dan Bugüne Epistemeloji konusu üzerinde durdu.
Prof. Dr. Ahmet Cevizci konferansında felsefenin kökeni olarak İ.Ö. 6. yüzyılda Yunan felsefesinin alınmasını yanlış bulduğunu belirterek aynı yüzyıllarda Hindistan'da Gautama Buda'nın Budizm, Çin'de Konfüçyüs'ün Konfüçyüsçülük ve İran'da Zerdüştlük felsefelerinin var olduğunu ifade etti ve ‘Coğrafi mekanlardan birini öne çıkarmak ideolojiktir' dedi. Doğu'nun bilgeliğine rağmen Yunan düşüncesinin farkının kendinden öncekilerin hepsini toplayarak yeni bir felsefe yaratması olduğunu dile getiren Prof. Dr. Cevizci ‘Yine de Yunan Mucizesi tanımı bir safsatadan ibarettir' diye konuştu. ‘Herhangi bir fikir sahibi olmadığımız uygarlıkları yalnızca öğretilerini yazıya aktarmadıkları için karanlık içindeymiş gibi nitelemek ve felsefenin Yunanla doğduğunu ifade etmek son derece yanlıştır' diyen Prof. Dr. Cevizci ‘Yunan felsefesinin öne çıkmasının nedeni Yunanlıların, özellikle de Platon'un felsefi düşünceleri yazıya dökme kararlığı olmuştur' şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Ahmet Cevizci ‘Yazı, düşünce üstüne düşünce eklemeye olanak tanır. Yine de Sokrates yazılı hiçbir şey bırakmamıştır. Çünkü o yazının insan zihnini kısıtladığını düşünüyordu. Onun öğretilerini ardından gelen Platon yazıya aktarmıştır. Epistemoloji böylece Platon'dan günümüze ilerleyerek gelmiştir' diyerek gerek İslam gerekse Hıristiyan felsefesini inşa eden kaynağın ortak olduğunu ve bunun Platon ve Aristo'ya dayandığını ifade etti. Prof. Dr. Ahmet Cevizci Moderniteye kadar Doğu felsefesi ile Batı felsefesi arasında pek bir fark olmadığını dile getirdi; ayrıca 17. yüzyıla kadar bilim adamları ile filozofların aynı kişiler olduğunu, bilim ve felsefenin ayrışmasının bilimsel devrimle başladığını da sözlerine ekledi. |
| |
| |
| |
Anemurium ve Olba
Antik Kentlerinin Jeoarkeolojisi
|
|
| |
Üniversitemiz Mühendislik Fakültesi öğretim elemanlarından Prof. Dr. Selim İnan ve Arş. Gör. Dr. Kıvanç Zorlu jeoarkeolojik olarak Anamur ve Olba kentlerini inceledi.
|
| |
|
| |
Prof. Dr. Selim İnan önce Anemurium'un İ.S. 2 ve 3. yüzyıllarda en parlak dönemini yaşadığını, İ.S. 382'de Roma lejyonları tarafından surlarının onarıldığını ve 15. yüzyılda da Osmanlıların egemenliğine girdiği bilgisini verdi. Prof. Dr. İnan, Anemurium'un antik çağda aşağı kent ve yukarı kent şeklinde yapılandığını, aşağı kentte kiliseler, pazar yeri, hamam, odeon, 900 kişilik tiyatro yapılarının bulunduğunu, yukarı kentte ise surlar, su kemerleri ve 350-400 adet nekropol (mezar) yer aldığını belirtti. İ.S. 5 ve 6. yüzyılda bu kentin terk edildiğini ifade eden Prof. Dr. İnan, bunun sebebinin deprem olduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Selim İnan, Anamur kenti ve yakın çevresinin Orta Anadolu fay sisteminin devamı olan Namrun fay zonuna ait çok sayıda aktif faylarla denetlendiğini belirterek 6. yüzyılda Anamur'un bir depreme maruz kaldığını söyledi. Yukarı kentte zeminin sert kayaçlardan oluştuğu için buradaki tüm eserlerin halen ayakta kaldığını, buna rağmen aşağı kentin alüvyonal ve gevşek bir zemine sahip olduğu için tüm yapıların hasar görmüş olduğunu belirtti. Prof. Dr. İnan ‘Anemurium kentini yıkan Anemurium fayıdır' şeklinde konuştu.
Arş. Gör. Dr. Kıvanç Zorlu ise konferansta Olba örneği üzerinden Mersin antik kentlerindeki bozunmanın tahmin edilmesine yönelik kendisinin gerçekleştirdiği bir projeden söz etti. İki vadi arasında bir yerleşim yeri olan Olba'nın su yapıları, çeşmeler, kuleler, anıt mezar ve manastır duvarı gibi yapılarının diğer antik kentler gibi koruma altında bulunduğunu ifade ederek bu yapılardaki bozunmaları tespit etmek amacıyla gerçekleştirilecek mühendislik jeoarkeolojisinin bu nedenle çok güç olduğunu belirtti. Doğru restorasyon yapılabilmesi amacıyla laboratuarda incelemek üzere bloklardan örnek alınamamasına rağmen gerek arkeolojik alandaki gözlemlerle gerekse yapının yere dökülmüş kırıntılarından ya da kenarları aşınmış bloklarından küçük örnekleri laboratuar ortamında incelemenin olanaklı olduğunu dile getirdi. Arş. Gör. Dr. Kıvanç Zorlu projesinde gözlemlerle ve laboratuarda elde ettiği az, orta derece ve çok bozunmuş blok sınıflamalarını fraktal geometri programında sayısallaştırdığını belirterek ‘Eski yapılardaki malzemeyi doğru tespit edip gerçeğine uygun onarmak ve yanlış, çirkin restorasyonları önlemek amacıyla çalışmalarımız sürecek' diye konuştu. |
| |
| |
| |
“Takı Teknolojileri”
|
|
| |
Mersin Üniversitesi Kültürel ve Sanatsal Etkinlikler Topluluğu, Öğretim Görevlisi Serkan Gönenç danışmanlığında takı teknolojileri ile ilgili olarak çeşitli konu başlıklarını içeren bir konferans düzenledi. |
| |
|
| |
Konferansın ilk bölümümde “bir süs taşının hikayesi” konulu bir sunum gerçekleştirildi. Sunumu gerçekleştiren Ufuk Ören ve Nuran Özdurdu takının geçmişten günümüze kadar geçen hikayesi, taşların çeşitleri, kaliteleri ve kullanımlarına dair ayrıntılı bilgiler verdi. Sunumda ayrıca bir taşın takı haline getirilinceye kadarki evreleri slayt olarak sunuldu.
İkinci bölümde ise “takıya dair” isimli sunumu hazırlayan Serdar Aksu, Tuğba Akman ve Aydan Acar takının kullanım amaçlarının tarihsel dönemlerden endüstriyel döneme kadar gelen çeşitlilik ve değişimlerini görseller ile destekleyen araştırmalarını sundu.
Konferansın üçüncü ve son bölümünde “Takı Teknolojisi ve Tasarımı Yüksekokulu'nun Tanıtımı” konulu sunum Hava Uslan, Melike Gündüz, Kadriye Korkmaz ve Elçin Rüstem oğlu tarafından gerçekleştirildi. Bu bölümde okulun dersleri, derslikleri, çalışma alanları, atölyeleri, öğretim görevlileri ve uygulamalarına dair çeşitli bilgilere yer verildi. |
| |
| |
| |
“Aşı, para ve ticaretin kurbanı”
|
|
| |
Aşı sektöründeki ticari çıkarlar insan sağlığını önüne geçmiştir. Türkiye de aşı üretimine geçilirse aşı bir meta olmaktan çıkar. |
| |
|
| |
Üniversitemiz Tıp Fakültesi II. Dönem öğrencileri Prof. Dr. Uğur Oral Kültür Merkezi B Salonu'nda Aşı Pazarı adlı sunumlarını gerçekleştirdi.
Aşının tarihine değinen Tıp Fakültesi II. Dönem öğrencileri A.Emre Taçyıldız ve Onur Çapkan aşının ilk kez Türkler ve Çinliler tarafından kullanıldığını belitti. Taçyıldız ve Çapkan aşının yararlarını şu şekilde sıraladı: “Çocuk sağlığını iyileştirir, hastalığın toplum içinde yayılmasını engeller, bilinmeyen hastalıkları önceden önler.”
Türkiye'de aşı sektörünün sekteye uğradığından söz eden Taçyıldız ve Çapkan, aşının ticaret ve para karşısında ezildiğini ifade etti. İnsan yaşamının para karşısında değerini yitirdiğini dile getiren Taçyıldız ve Çapkan reklamların yanlış aşılara yönelttiğini söyledi. Bazı bilim adamlarının reklamlarda yapılan yanlış yönlendirmeleri desteklediğini de Taçyıldız ve Çapkan sözlerine ekledi. Taçyıldız ve Çapkan insan sağlığının para endeksinden kurtulabilmesi için Türkiye'de aşı üretimine geçilmesi gerektiğini söyleyerek sözlerini sonlandırdılar.
Sunuma Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Gürol Emekdaş'ın yanı sıra çok sayıda ögretim üyesi ve öğrenci katıldı. |
| |
| |
| |
Türkiye'nin Sorunları ve Çözüm Önerileri
|
|
| |
Mersin Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu üyeleri Maliye öğrencisi Zeynep Ağdemir, İngiliz Dili öğrencisi Nevin Şemli, Turizm öğrencisi Kubilay Yıldız ve Muhasebe Bölümü öğrencisi Gamze Kılıç genç bakışla Türkiye'nin sorunlarına işaret etmek amacıyla düzenlenen panelde ‘Bu konuda en çok konuşması gerekenler biz gençler olmamıza rağmen en az biz konuşuyoruz' dedi. |
| |
|
| |
Topluluk Başkanı Zeynep Ağdemir Türkiye'nin ekonomiye ilişkin sorunlarından özelleştirme konusuna değindi. Ağdemir, Kamu İktisadi Teşekkülleri'nin (KİT) kuruluş amaçları olan istihdam yaratmak, alt gelir grubuna devlet tarafından ucuz mal üretmek, gelir dağılımındaki aksaklıkları gidermek, ayrıca ekonomik açıdan milli sanayi ağını kurmak, tekellerin devletçe işletilmesi, özel sektörün girmediği ya da başaramadığı işleri üstlenmek gibi görevleri dile getirdi. KİTlerin özelleştirilme nedenleri olarak söylenen serbest piyasaya canlılık getirmek, yabancı sermayeyi çekmek, dış borçları ödemek gibi gerekçelerin ise gerçeklerden uzak sözler olduğunu rakamlarla belirterek özelleştirmenin kapitalist ülkelerin sömürgesi olmak anlamına geldiğini vurguladı. Ağdemir ayrıca ‘Gelir politikası zayıf bir devletiz, vergileri iyi kullanamıyoruz. Adil bir vergi dağılımı gerekli' dedi ve kapitalizm karşısında bilinçli bir halk kitlesi yaratılması gereğinin de altını çizdi.
Nevin Şemli ise ülkemizdeki eğitim sorunlarına değinerek kaynakların teknolojik donanım açısından yetersizliğine vurgu yaptı ve eğitime katkı payı adıyla alınan vergilerden ancak % 3.2'sinin eğitime aktarıldığını belirtti. Çözüm önerileri olarak Şemli, Köy Enstitüsü modelinin yenilenerek uygulanması ve ezberci eğitimin terk edilmesi üzerinde durdu. Nevin Şemli ‘Öğretmenliğin vasfı düşürüldü. Eskiden öğretmenler önemli insanlardı. Ancak koşullar iyileştirilirse yeniden saygınlığına kavuşabilir' diye konuştu.
Kubilay Yıldız günümüz Türkiye'sinde turizm sorunlarını ele alarak kültür ve turizm ilişkisine değindi. ‘Bizde genelde turizmle dışardan gelen insanlar kastedilir. Oysa turizm bir alışveriştir ve kültürlerin etkileşimidir' dedi. Kubilay Yıldız Türkiye'de turizm ucuz satıldığını, turizm sunumunun kısıtlı ve yetersiz olduğunu dile getirerek İspanya'nın Barcelona kentine turistin bir yılda bıraktığı dövizin, Türkiye geneline bir yılda bırakılandan daha fazla olduğunu belirtti ve ‘Sorunları çözmenin ilk adımı eğitimdir' dedi.
Gamze Kılıç ise Nur Cemaatinin Türk toplumuna etkilerinden söz ederek bu örgütlenmenin yasal zemini olmadığını, Cemaatin dini öğretilerindeki ümmet anlayışının Türkiye Anayasasındaki ulus tanımına uymadığını, cemaat önderinin unvanının halkçılık ve halkın eşitliği ilkesine ters düştüğünü, ayrıca eleştirinin ve özgür düşüncenin bu örgütte yer almadığını belirtti. |
| |
| |
| |
"Sevgi ve Hoşgörü" şiir dinletisi |
|
| |
Mersin Üniversitesi Kültür ve Edebiyat Topluluğu, “Sevgi ve Hoşgörü” isimli bir dinleti düzenledi. |
| |
|
| |
Şiirin güzellikleri içerisinde şairin kelimelerle dansına şahitlik etmemizi sağlayan Kültür ve Edebiyat Topluluğu ünlü şairlerimizden, Yunus Emre, Melih Cevdet Anday, Mevlana, Behcet Necatigil, Yavuz Bülent Bakiler'den şiirler sundular.
Şiirleri Emine Karaaslan, Gülsüm Bakırcı, Burhan Tuncay, Deniz Tekin, Zeliha Yaprak ve Çağrı Toğa seslendirdi. Dinleti Mutlu Bektaş ve Mehtap Arslan'ın türkü dinletisi ile devam etti. |
| |
| |
| |
Günümüzde Kullanılan Elektronik ve İletişim Cihazlarının
Çevreye Yaydığı
Elektromanyetik Kirlilik
|
|
| |
| Mersin Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, öğretim üyesi Prof. Dr. Halil Kumbur ve Telekominikasyon Kurumu Başkan Yardımcısı Mustafa Alkan'ın konuşmacı olarak katıldığı “Günümüzde Kullanılan Elektronik ve İletişim Cihazlarının Çevreye Yaydığı Elektromanyetik Kirlilik” konulu konferans düzenledi. |
| |
|
| |
Konferansta ilk sözü alan Telekominikasyon Kurumu Başkan Yardımcısı Mustafa Alkan “Telekominikasyon Kurumu tanımı, Elektromanyetik Işınım, Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler, Mersin Elektromanyetik Ölçüm Sorunları” konu başlıklarının ayrıntılarını ele alarak ayrıntılı bilgiler verdi.
2000 yılında kurulan Telekominikasyon Kurumu'nun tüm haberleşme kaynakları ile ilgili düzenlemeleri takip etmek denetlemek ve düzenlemekten sorumlu kurum olduğunu belirten Alkan, elektro manyetik dalgaların çeşitliliği yayımı faydaları ve zararlarını anlattı.
Alkan “Elektro manyetik dalgalar ikiye ayrılmaktadır, bunlardan ilki iyonlaştırıcı nükleer radyasyon, ikincisi ise İyonlaştırıcı olmayan radyasyondur. İyonlaştırıcı radyasyon insan sağlığını ve hem hücre hem de DNA yapısını etkileyen radyasyondur ki; genel anlamda kanser ve benzeri hastalıklara yol açabilmektedir. İyonlaştırıcı olmayan radyasyon ise kullanımında dikkatli olunması halinde insan sağlığını direk olarak etkilemeyen ve herkesin evlerinde kullandığı gerek televizyon gerek diğer elektronik eşyalar ve gerekse mobil telefonların yaymış olduğu radyasyonlar bu gruptadır. Baz istasyonları ise bizim günlük kullanımını gerçekleştirdiğimiz elektronik eşyaların toplamda yaydığı radyasyondan daha az miktarda radyasyon yaymaktadır. Her ne kadar gerekli denetlemeler yapılsa kısıtlamalar yerine getirilse de yine de kişiler cep telefonlarını ve elektromanyetik dalgalar yayan diğer zorunlu kullanım ürünlerini kullanırken daha dikkatli olmalı ve mümkün olduğunca daha az kullanmalıdır.” dedi.
Konferansın devamında söz alan Üniversitemiz Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Halil Kumbur, Radyasyonun etkileşimleri çeşitleri ve insan hücre ve DNA sı üzerindeki etkileri üzerinde durdu.
Kumbur sözlerine şöyle devam etti: “Radyoaktiflik kararsız olan atomların ışık yayması, radyasyon ise yayılan ışındır. Radyasyonun etkileri zaman mesafe ve koruyucu engele bağlı olarak değişebilmektedir.doğal ve yapay olmak üzere iki türlü radyoaktivite vardır. Günlük yaşamımızda doğada oluşabilen radyasyon doğal, çeşitli işlemlere maruz bırakılarak oluşturulan radyasyon ise yapaydır. Radyasyonun vücut üzerinde direkt ve direkt olmayan olmak üzere iki türlü etkisi vardır. İlkinde radyasyon hücre yapılarına nüfus ederek DNA'nın yapısının bozulmasına yol açarken, ikincisinde bunu görmüyoruz hücre yapısı direkt olarak bozulmamaktadır. Doğal olarak oluşan Radon gazı topraktan açığa çıkarak akciğer kanserine sebep olabilmektedir. Bu oran nükleer santrallere yakın olan bölgelerde artış gösterebilmektedir.”
Konferansın sonunda soruları yanıtlayan konuşmacılar, radyasyondan maksimum şekilde korunabilmek için; günlük elektromanyetik dalga yayan cihazları mümkün olduğunca az çalıştırmak, cep telefonu kullanımındaki kriterlere dikkat etmek gibi kişinin kendine düşen görevleri yerine getirmesi gerekliliğinin altını çizdi. |
| |
| |
| |
Madde Bağımlılığı ve Gençler
|
|
| |
| Madde Bağımlığı ile Mücadele Topluluğu'nun düzenlediği ‘Madde Bağımlılığı ve Gençler' konulu konferansa Başkomiser Serhat Cora konuşmacı olarak katıldı. |
| |
|
| |
Bağımlık yapan maddelerin kişilerde yarattığı etkiye değinen Başkomiser Cora uyuşturucu ve benzeri maddeleri kullanan kişilerin iyi olma hallerinin, yalnızca maddenin etkisi geçene kadar sürdüğünü ve sonrasında kişinin yine normal haline döndüğünü belirtti.
Bağımlılık maddelerinin hem psikolojik hem de biyolojik etkileri olduğunu söyleyen Başkomiser Cora madde bağımlısı olma sürecinde, kullanılan maddenin etkileme süresi ile etki şiddetinin önemli olduğuna dikkat çekti.
Madde bağımlılığın yaygınlaşması konusunda belirli unsurların bulunduğunu belirten Başkomiser Cora, maddeye ulaşmak ve maddeyi temin etmek kolaysa o maddenin kullanımının yaygınlaşacağını, akran grubu ve ailenin sosyal öğrenmenin en temel iki ortamı olduğunu ve madde kullanmaya başlamakta önemli olduğunu dile getirdi. Ailelerin özellikle çocukları üzerindeki ilgilerinin ve onlara ayırdıkları zamanın önemli olduğunu söyleyen Başkomiser Cora ailelerin televizyon izlemeye ayırdıkları zamanı çocuklarına ayırdıklarında hem toplum açısından hem de kişisel açıdan daha sağlıklı ve verimli bireyler yetiştirilebileceğini ifade etti, ayrıca madde bağımlılığı konusunda arkadaş grubu ve sevgili etkisi, gruba dahil olma ve grup etkisi, büyük olabilme duygusu, heyecan arama duygusu gibi unsurların etkili olduğunu belirtti. |
| |
| |
| |
Güneşten Koruyucular (Güneş Kremleri) |
|
| |
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencileri Tuğçe Çelebi ve Gizem Erdoğan hocaları Doç. Dr. Kıymet Baz danışmanlığında “Kozmetikler (Güneşten Koruyucular)” konulu bir konferans düzenlediler.
Konferansta güneş ışınlarının çeşitliliği, deri üzerindeki etkileri ve olumsuz etkilerden korunma yöntemleri ile ilgili bilgilere yer verildi.
|
| |
|
| |
Tuğçe Çelebi konuşmasında “güneşin deri üzerindeki etkilerinin, güneşin uzaklığı, bulutlanma, coğrafi yükseklik, ozon tabakası gibi etkenlere bağlı olarak değiştiğini ve olumsuz etkilerininde kendini deri yanıkları, deride koyulaşma, akne ve fotodermatoz olarak gösterdiğini” belirtti.
Güneşten koruyucuların Fiziksel, Kimyasal ve Kombine Koruyucular olarak sınıflandırıldığı konferansta bunların kullanım yöntemleri ile olumlu ve olumsuz etkilerine dikkat çekildi.
Konferansın devamında söz alan Gizem Erdoğan,
1-) Her zaman yanar asla bronzlaşmaz
2-) Genelde yanar bazen bronzlaşır
3-) Nadiren yanar genelde bronzlaşır
4-) Asla yanmaz her zaman bronzlaşır
5-) Koyu renk olan ciltler
6-) Zenciler
olarak sınıflandırılan cilt tiplerine göre kullanılabilecek güneşten koruyucu formlarına yer verdi. Erdoğan konuşması devamında, güneş kremi kullanımında zamanlama, çocuklarda kullanımında 06 yaş altıdaki çocuklar için alerjik etki yapabilecek PABA maddesini içermeyen kremlerin tercih edilmesinin gerekliliği ve vucudun farklı bölgelerine göre farklı kremlerin kullanılmasının gerekliliğine değindi. |
| |
| |
| |
Nükleer Enerji Santrallerinin Çevresel Etkileri |
|
| |
Üniversitemiz Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özyurt, Nükleer Enerji Santrallerinin Çevresel Etkileri konulu konferansında Türkiye'de ve dünyada nükleer enerji konusuna değinerek şu an çalışan 439 santralın olduğunu ifade etti.
|
| |
|
| |
Prof. Dr. Özyurt nükleer santral kurmamakla olumsuz etkilerden kaçınmanın mümkün olmadığını dile getirerek bir nükleer kazada 600- 800 km.lik bir alanın etkilendiğini, o yüzden komşu ülkelerdeki kazaların diğer ülkelere zarar verdiğini belirtti. Radyasyonun doğal ve yapay olmak üzere iki çeşit olduğunu ve insanların maruz kaldığı radyasyon kaynaklarının % 15'inin yapay, % 85'inin ise doğal olduğunu ifade eden Prof. Dr. Özyurt, doğal radyasyonun kozmik, gama ışınları, vücut içi ışınlama ve radon, yapay radyasyon kaynaklarının ise tıpta kullanılan radyoterapi ve nükleer tıp gibi alanlarla endüstriyel uygulamalardaki gıda ışınlaması, radyasyonla tohum üretimi gibi alanlarda görüldüğünü dile getirdi. |
| |
| |
| |
Okulda şiddet
|
|
| |
Mersin Üniversitesi Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencileri “Okulda Şddet” konulu konferans düzenledi.
Okul içi ve dışı şiddetin sebepleri, sonuçları ve bireyler üzerindeki etkilerinin ele alındığı konferansta yapılan araştırmalar ile ilişkilendirilen örnekler de sunuldu. |
| |
|
| |
Konferansa konuşmacı olarak katılan Neslihan Akhunlar,”okuldaki şiddetin bireysel olarak ve gruplaşmış bir şekilde çeteleşme olarak kendini gösterdiğini” belirtirken, okul içindeki şiddetin aynı şekilde öğrenciler tarafından dışarıdaki yaşamada yansıtıldığına dikkat çekti.
Akhunlar konuşmasının devamında “okullarda görülen şiddet erkek öğrencilerde daha yoğun ve fiziksel şiddet olarak karşımıza çıkarken, kız öğrencilerde daha az görülmesiyle birlikte daha dolaylı olarak iletişimde şiddet olarak kendini göstermektedir” dedi.
Okuldaki şiddetin sebepleri olarak; manevi yozlaşma, aile içi iletişim yetersizliği, ceza kanunundaki yaptırımların yetersizliği, eğitimdeki yetersizlik ve güvenlik yetersizliği olarak gösterildiği konferansta; bu sebeplerin öğrencilerde ciddi boyutta şiddete başvurmakla sonuçlanabileceğine dikkat çekildi. Çözüme ulaştırılamayan şiddet sorunlarının günümüz Türkiyesinde daha da arttığının altının çizildiği konuşmada örnek gazete haberlerinden oluşturulan slaytlar da sunuldu.
Konuşmacılardan Sinem Çelenk “ergenim, öfkeliyim,şiddete meyilliyim” sloganı ile yolaçıktığı konuşmasında okulda şiddetin en yaygın olarak rastlanılan şekli olan “akran zorbalığı” hakkında ayrıntılı bilgiler verdi. Çelenk konuşmasında ” Akran zorbalığı günümüz ergenlik dönemindeki gençlerinde çok sık rastlanılan bir şiddet şekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu şiddete eğilimli olan öğrenciler okul yolunda rahatsızlık verme, alaycı tavırlar, saldırganlık, yaralama hatta cinayete varan şiddet eğilimi gösterebilmektedirler. Bu tür şiddete meyilli öğrencilerin gelecekteki kendilerini ispatlamada yaşadığı zorluklar arasında; kaygı değerleri yüksekliği, kendilerini algılamada problem, arkadaşlıklarda yaşanan problemler gibi sıkıntılar ile karşılaşması muhtemel. Tüm bu sorunlar ise öğrencide kendini okuldan kaçma okumak istememe gibi gösterebilmektedir” dedi.
Konferansta Türkiye'de şiddete yönelik eğilimler arttığı için bu konuda yapılan çalışmalar ve araştırmalarda da artışlar olduğuna değinilen yapılan araştırmalar ve anketlerden de örneklere yer verildi.
|
| |
| |
| |
Hayvanların Taklit Yeteneği
|
|
| |
Üniversitemiz Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Ergene, Hayvanların Taklit Yeteneği konulu konferansında mimikrinin (taklit) kimi canlılar tarafından avcılardan korunmak ya da onları korkutmak, atağı yanlış tarafa yöneltmek, kimileri için avını tuzağa düşürmek amacıyla uygulanırken kimyasal mimikrinin ise özellikle böcekler arasında haberleşmeyi sağlamak amacıyla kullanıldığını belirtti. |
| |
|
| |
Prof. Dr. Ergene slayt görüntüsü eşliğinde canlıların taklitlerine örnekler verdiği konferansında, dünyanın en zehirli yılanlarından olan Mercan yılanının yüzlerce yılan türü tarafından taklit edildiğini ve hangisinin gerçek Mercan yılanı hangisinin ise zararsız yılan olduğunu anlamanın oldukça güç olduğunu dile getirdi. Yine avcıları yanıltmak amacıyla zararsız kimi sineklerin zehirli yabanarıları ya da gece kelebeklerini taklit ettiğini belirten Prof. Dr. Ergene ‘Doğada küçük ya da tehlikesiz olan her zaman çaresiz değildir' dedi. |
| |
| |
| |
Şiir Dinletisi
|
|
| |
| Üniversitemiz Türkçe Eğitimi Topluluğu İstemihan Talay Konferans Salonu'nda şiir dinletisi gerçekleştirdi. Dinletide Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nın ünlü şairlerinden lirik temalı şiirler müzik eşliğinde seslendirildi. |
| |
|
| |
Topluluk Danışmanı Ali Şahinoğlu Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Kızılırmak şiirini okurken topluluk üyesi öğrencilerden Sevinç Tor, Rüya Özlük, Aysun Sönmez, Gözde Özbek, Arzu Özden, Rümeysa Kederoğlu, Haydar Karakuş ve Muhittin Uyanık ile birlikte on dört öğrenci ise Fazıl Hüsnü, Orhan Veli, Nazım Hikmet, Melih Cevdet, Attila İlhan ve Ümit Yaşar Oğuzcan gibi şairlerin beğenilen şiirlerini okudu. |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
|
|